04 Eylül 2012

Bu Aralar Çok Sevdiğim Adana Dürüm

Blog yazmaktaki amaçlarımdan birisinin de öyle herkesden duyamayacağınız deneyimlerimi paylaşmak olduğundan bahsetmiştim.

Ankara Yaşamkent’te oturuyorum. Zamanında kardeşim, kuzenime bizim evi tarif ederken “Polatlı’ya var, kime sorsan gösterir” ifadesini kullanmıştı; abartı faktörünü çıkartırsanız fena bir tarif değil aslında. Bu tarife uyan bir mekandaki  bir kebapçının “önünden geçmeniz” çok olası değil haliyle. O yüzden mahallemin alışveriş merkezi olan Karina Plaza’daki Karina Kebap ve Pide’nin Adana Kebap’ının ne derece lezzetli olduğunu ben paylaşayım sizlerle.

"Orda, Karina Plaza var uzakta"
Bizim doğal yaşam alanlarımızdan biri olan Karina Plaza’da dolanırken bir akşam oturup yemek yiyelim dedik. Öncelikle ilgi ve alakanın gayet dozunda olduğunu belirtmek istiyorum. Kibar, ilgili ama insanı da boğmayan çalışanları var.

İlk deneyimimizde Emre için tavuk şiş, kendimize de Adana sipariş vermiştik. Önden de çiğ köfte.

Çiğ köfteden başlayalım. Etsiz ama benim damağıma çok uygun. Kuru değil, zehir zemberek acı değil. Yuttuğunuzda ağzınızda hoş bir tad bırakıyor ama bunu ağzınızı komple biberle kaplayarak yapmıyor. Yanında verilen marul, lavaş vb. de güzel. Özetle beni buradan kazandılar bir kere.

Sonra Adana geldi. İlk deneyimimizdeki Adana Kebap’ı porsiyon olarak almıştık. Bunun için de tek söylenebilecek kelime “lezzetli” olur. Eti güzel, gene acısı dozunda, baharatları kararında. Açıkçası keyifli bir öğün olmuştu bizim için.

Aynı gün, Emre’nin tavuğundan da otlandık; onun da tavuk şişin klasik sıkıntısı olan kuruluk sorununu yaşatmayıp, ağızda güzel bir tad bıraktığını aktarayım.

Ama benim için asıl bomba, bir öğlen evde tek başımayken dürüm Adana sipariş vermem oldu. Daha önce de bahsettiğim gibi, Adana kebap zaten lezzetli. Ancak usta dürüm yaparken içine koyduğu domatesini, soğanını, tuzunu vb. tam benim damağıma göre ayarlamış. Resmen mest bir şekilde bitirdim dürümü. O gün bir tesadüf mü diye tekrar sipariş verdim; şu an 4. denemem ve hiç sekmedi. Aynı lezzet ve aynı keyif.

Ancak, bu noktaya kadar saydığım başarıyı pideleri için söyleyemeyeceğim. Fırıncızade stiline alışmış Yaşamkent’liler için biraz yavan kaçıyor. Hamuru fena değil ama malzeme konusunda biraz daha özen gösterilebilir.

Porsiyonları doyurucu, fiyatları makul olan bu mekanın yemeklerini tüm dostlara tavsiye ediyorum. Çiğ köfte ve Adana dürüm olmazsa olmazlarım. Bunları yemekten bıkarsam diğer çeşitlerle ilgili de eklemeler yaparım.

17.09.2012
Bugün kuzu şiş dürüm de denedim. Adana kadar başarılıdır. Tavsiye olunur.

21 Ağustos 2012

Salmon Fishing In The Yemen

Hangi filmi ne sırasına göre Türkiye’deki sinemalara getiriyorlar bilemiyorum. Eternal Sunshine Of The Spotless Mind da ABD’de gösterime girdikten 2 sene sonra Türkiye’deki salonlara teşrif etmişti. Salmon Fishing In The Yemen de dünyanın pek çok yerinde oynamış olmasına rağmen henüz bizim ülkemize uğramamış filmlerden. Gerçi uğrasa da Emre’yi kime bırakıp sinemaya gideceğiz, gene evde izleyecektik ama, olsun.

 
Açıkçası internette gezinirken tesadüfen rastladım, ismi ilgimi çekti. Başrollerde kendisini Obi-Wan Kenobi olarak pek sevdiğim Ewan McGregor ve Seçil’in ikon filmi The Devil Wears Prada’da Miranda’nın baş asistanı Emily olarak tanıdığım Emily Blunt var (bu arada Emily Blunt’ın The Muppets filminde de  Miss Piggy’nin asistanı olarak oynaması da ince bir espiri bence). Tanıdık yüzlerden Kristin Scott Thomas da kadroya dahil. Yönetmen Lasse Hallström, Chocolat'tan hatırlayabilirsiniz.


Konuya da şöyle bir göz atınca edinip izleyeyim dedim. Yemen'li zengin Şeyh Muhammed (Amr Waked), Yemen'in dağlarında baraj suyu ile beslenen bir nehirde somon yetiştirip somon avcılığı sporunu ülkesine getirmek istiyor. İngiltere'deki yatırımcı firmasında görevli Harriet Chetwode-Talbot (Emily Blunt), konu ile ilgili uzman Dr. Alfred “Fred” Jones (Ewan McGregor) ile iletişim kuruyor. Konunun uçukluğu hakkında bir tartışma ile başlayan film, karakterlerin birbirleri ve diğer ilişkileri ile ilgili bir hikaye haline geliyor. Sonrasını anlatmayayım.


Sakin, huzurlu, romantik, keyifli bir film. Sıkılmadan zevkle izleniyor. Muhakkak ki bir başyapıt değil. Kendince ufak mesajlar da veren, biraz hiciv de katılmış, İngiliz esintisi hissedilen bir film. Keyifli bir 107 dakika geçirmek istiyorsanız tavsiye ediyorum.

16 Ağustos 2012

Susurluk Tostu v2.0

Öylesine diye yazdığım Susurluk Tostu yazısının hala bu blogun en çok okunanı olması beni hem şaşırtıyor, hem de sevindiriyor. En azından damak zevkimi pek çok kişiyle paylaşabilmişim.

Bugün gene aynı mekandaydım ve değişiklik olsun diye Double Cheezza diye bir model denedim. O da güzel ve hoş, tavsiye ediyorum. Ama favorim hala Dana Jambonlu.

Ters Adam

NTVMSNBC'de bugünkü haber: İşsizlik 11 yılın en düşüğünde. İşsizlik oranımız ABD'nin bile altına düşmüş.


Ülkem adına sevindirici haber tabi. Yine de, 21 yıldır çalıştığım şu ülkede bu başarının tam da benim "işsiz" olduğum döneme denk gelmesi komiğime gitti.

Hani, gerekiyorsa, ülkem için işsiz kalmaya devam edeyim, oran daha da düşsün diyeceğim de... İşin ekonomik boyutunu ne yaparım, onu bilemiyorum. :)