18 Temmuz 2012

Susurluk Tostu

Dün otobüsle İstanbul'a gittim geldim. Akşam dönüşte mola yerinde bişeyler atıştırayım dedim. Şansımı Susurluk Tost ve Ayran Evi'nde denedim. Tost açısından biraz klasiğin dışına çıksa da Macar Salam ve Dana Jambonlu tostu ısmarladım kendime.


Gerçekten çok lezzetliydi. Dikkatimi çeken birkaç noktayı paylaşmadan geçemeyeceğim:
  1. Tost, gerçekten bu resimde görünenin neredeyse aynısıydı. Hani resimde öyle vernikli, pırıl pırıl görünüp de elinize aldığınızda "bu muymuş" dedirten cinsten değil.
  2. Tost ekmeği adamın midesine deve hamuru gibi oturmuyor.
  3. Kullanılan malzeme çok lezzetli.
  4. Tost özenle hazırlanmış, içindeki dünya malzemeye rağmen yerken dağılmıyor, köşesinden pörtlemiyor.
  5. Yanında içtiğim ayran ve üstüne ikram ettikleri demleme çay da çok lezzetli.
  6. Fiyatları ucuz diyemeyeceğim ama makul.
Denk gelirseniz denemenizi tavsiye ediyorum. Mehmet Yaşin'e de buradan selam olsun.

12 Temmuz 2012

Animasyon Filmler ve Müzik Kültürü

Anne-baba olanlarınız bilirler; olacaklar da elbet bilecekler, çocuklar belirli bir yaşa gelince saplantılı bir şekilde çizgi film izleme kültürü geliştiriyorlar. Tabi, kendi kendilerine değil. O çizgi filmlerle keyifli vakit geçirsinler diye onları tanıştıran da yine bizleriz. Ancak hesap edemediğimiz bir nokta oluyor; dünyayı onların algılaması ile bizim algılamamız çok farklı. Onlar için arka arkaya 3 defa aynı filmi seyretmek büyük bir keyifken sizi delirtme noktasına getirebiliyor. Hele ki bu filmi o hafta içinde 10 kez daha seyretmişseniz.


Beyefendi iPad’lerinde 3141. defa Karmakarışık (Tangled) izlerken.

Oğlum Emre ile biz de bu periyodu yaşayanlardanız. Kaçınılmaz olan bu durumdan zevk alma yollarından birisinin de film esnasında arkada çalan müzikler olduğunu fark ettim. Sonra düşününce de, fena da değil yahu, bayağı da iddialı parçalar var fonda.

Hal böyleyken sizlerle bu şarkılardan birkaçını paylaşayım istiyorum.

Arabalar (Cars), 2006

Kapayın gözlerinizi, McQueen de öyle yapıyor zaten. McQueen “ben hızım” diye konsantre oladursun, siz Sheryl Crow dinleyin.

Arabalar 2 (Cars 2), 2011

Arabalar filmlerinden birine Cars (Arabalar) grubunun süper şarkılarından biri olan You Might Think’in coverını koymak sadece tesadüf mü, yoksa ince bi espiri de var mı bilemedim ama Weezer çok güzel yorumlamış gerçekten.

Çizmeli Kedi (Puss In Boots), 2011

Orijinal soundtrack içinde bulunmuyor ama, filmin kapanışında tam credits geçmeden önce çalan ses, tarz çok tanıdık deyip duruyordum. Meğer Lady Gaga olurmuş kendisi.

Şrek 2 (Shrek 2), 2004

Peri anne yorumu bizim gençliğimizde Bonnie Tyler’dan dinlediğimizle fark gösterse de, fena da değil yani.

Kapanışta Eşek ve Çizmeli Kedi’den Livin La Vida Loca da harika

Karmakarışık (Tangled), 2010

Gene kapanış, ama cover filan değil, bu film için yapılmış. Orijinalinde Grace Potter seslendirmiş ama ben Türkçe’sinde çalan Sertab Erener’in sesinden paylaşmak istedim.


Rio (2011)

Filmin tüm müziklerini Sérgio Mendez yapmış zaten de, ben size bir klasiği paylaşayım.


02 Temmuz 2012

Başarının Sırrı: Düm Teke Düm Tek

Aslında eski konudur, konuyu benim hatırladığım kadarı ile ilk defa yazlıktan arkadaşım Gamze Güller ile 10 küsur sene önce konuşmuştuk. Ancak geçen gün şirkette bir sohbet esnasında Gökçe kızımızın Ne Yapardım şarkısı üzerinden tekrar gündeme geldi.


Şarkıyı severek dinliyoruz. Sadece Gökçe'den değil, 3.5 yaşındaki oğlum Emre'den de. Sizin hangisinden daha çok zevk alacağınızı bilemem; ben baba olarak Emre versiyonunu dinledikçe çok eğleniyorum. Emre'nin bile ezberlemiş olması şarkının ne kadar tuttuğunun göstergesi.

E, Gökçe'nin aynı albümdeki diğer hiti Tuttu Fırlattı'yı da çok sevdik. Beste ve söz yazarlarının ortak olmasının yanı sıra iki şarkının paylaştığı bir özellik daha var. Şimdi beş sekizlikmiş filan türü teknik detaya girmeyeceğim; bildiğiniz ramazan davulcusu ritmleri işte. Biri düm teke düm tek, öbürü düm te düm tek.

Bazen hızlı, bazen yavaş ama biraz arayın, bir zamanlar dilinize dolanmış şarkıların hepsinin içinden çıkartabilirsiniz. Çok da tesadüf değil bence. Sonuçta iyi kötü hepimizin bir yakınımızın düğününde filan çıkıp göbek atacak potansiyeli var; nüfusumuzun gen havuzu söz konusu ritmleri duyunca coşmaya uygun. Yıllardır Türk pop sektörüne beste tedarik eden kısıtlı sayıda insan da bunun bilincinde. Böyle olunca, ritm belli işte, üstüne tercihan çok komplike olmayan bir beste, dile dolanacak bir nakarat, arayı doldur ve... İşte albümün hit şarkısı. Ha, bi de şarkının baş tarafını cep telefonu melodisi olarak kullanılabilecek şekilde bir giriş ile süslersen o da cabası.

Aman yanlış anlaşılmasın; bestecilerimizi, müzisyenlerimizi küçümsüyor değilim. Hepsinin emeğine sağlık, kolay iş değil muhakkak. Yaptıkları iş sanat, kabul. Ama altında yatan dinamiklerden bir tanesi de bu sanki.

Şöyle bir bakalım, türk pop müziğinde popüler olmuş şarkıların pek çoğunu bu ortak paranteze alabiliriz sanki. Tarkan'dan Şımarık, Hande Yener'den Kırmızı, Gülşen'in Of Of, Serdar Ortaç'tan Dansöz, Hadise'den Stir Me Up, Sertab'dan Regarenk, Ajda Pekkan'dan Arada Sırada...

Milli davamız Eurovision da bundan nasibini almış baksanıza, Hadise alenen Düm Tek Tek diye şarkıyla gitti Eurovision'a. Manga'nın We Could Be The Same, bu senenin olaylısı Can Bonomo'dan Love Me Back. Hadi hepsinin üstüne 2003'te Eurovision birinciliğimizi getiren Every Way That I Can.

Var mı listeye eklemek isteyen?

01 Temmuz 2012

Sosyal Medya, Akıllı Cep Telefonları ve "Bu kimdi yahu?"

Aslında bilinç altımı ne zamandır meşgul ediyormuş da, geçenlerde gelen bir arama, olayı su yüzüne çıkarttı.

Bahis konusu arama olayına gelmeden biraz bilgi vereyim, ben cep telefonu olarak üzerinde Windows Phone 7.5 işlemi çalıştıran bir Samsung Omnia 7 kullanmaktayım.


Neden böyle "nadir" bir telefon kullandığımı antika adam olduğuma verin geçin de, anlatacağım konu Android de kullansanız, iPhone da kullansanız geçerli bir mevzu. Şimdi, sizin de göreceğiniz üzere benim tercihim ile sağ üst köşeye konmuş bir People Live Tile'ı mevcut (Windows Phone'da ve de artıkın Xbox ve Windows 8'de de kullanılan Metro arayüzündeki meretlerin adı Tile; yanar dönerli, dinamik, değişken olunca da Live Tile).


Dedim ya yanarlı dönerli diye; bu alanda benim hiçbir etkim olmadan, kafasına göre benim kontaktlarımın resimlerini döndürüyor telefon. Resimler nerden geliyor derseniz; tahmin edeceğiniz üzere arkadaş sadece Outlook kontaktlarını değil, Facebook, Twitter, Linkedin gibi sosyal medya sitelerinden de kontaktlarımı gösteriyor; hatta e-mail adresleri birbirini tutarsa linkliyor filan. Akıllı telefon vesselam.

Peki telefon çalınca ne yapıyor? E, o live tile'daki küçücük resmi tam ekran getiriyor ekrana, arayanın adı ve telefon numarası ile.

Gelelim en başta bahsettiğim aramaya. Şirkette biraz da kafa dağınıkken, ekranında aşağıdakine benzer bir görüntü ile çaldı telefon.


Genel için de öyle söylerler ama ben kendime özel konuşayım; bu tür bir görselde ben ilk önce resmi algılıyorum. O gün de öyle oldu ve ben direk ön plandaki hanımefendiye bakarak "Bu kim?" diye düşündüm. Sonradan yazılı isim bana arayanın sol arkada kalan arkadaşım olduğunu söyledi ama, ilk algım gerçekten de tanımadığım birinin beni aradığı yönündeydi.

En başta da dediğim gibi, bu arama bendeki "bu kimdi yahu?" merakının başlangıcı oldu. E tabi, kimsenin sosyal medyada resim olarak neyi koyacağına karışamazsınız. Ama söz konusu resimler benim telefondaki People alanında dönüyor, dolaşıyor. Tanıdıkların yanı sıra bazen bir bebek resmi, bir-iki kere iş vesilesiyle görüşüp Linkedin'de eklediğim birisinin 10 yıl önceki fotoğrafı, tatil fotoğrafları, Fenerbahçe bayrağı, bir köpek... Herkesin kendi yaratıcılığına kalmış.

Takıntılı olan benim kabul. Ve itiraf ediyorum, bazen tanıyamadığım bir resim görünce rehberi açıp kim olduğunu bulana kadar tarıyorum.

Aklıma da hain fikirler gelmiyor değil hani. Facebook resmi olarak şuh bir kadın resmi koyup arkadaşlarımın eşlerinin de telefonu görme şansı olan saatlerde arasam nasıl bir etki yaratır acaba? Koyulacak resim ve yaratacağı etkiler konusunu hayal gücünüze bırakıyorum.